8 Temmuz 2025 Salı

Organik Tarımda Böceklere Karşı Doğal Çözüm: Isırgan Otu Turşusu

Organik tarımda doğayla dost üretim yöntemleri her geçen gün daha fazla ilgi görüyor. Kimyasal ilaçlar yerine geleneksel ve doğal çözümlerle sebze ve meyve yetiştiren üreticiler, doğayı korurken sağlıklı besinler de sunuyor. Şifa Köyü kurucusu Merve Tüfekçi Emre, ısırgan otundan elde ettikleri doğal böcek savar formülünü anlattı.
Doğayla uyumlu bu yöntemin yıllardır başarıyla kullanıldığını belirten Merve Tüfekçi Emre, “Gerçekten organik tarımda her an tetikte olmanız gerekiyor, çünkü böcekler ansızın saldırabiliyor” dedi. Doğal Turşu Tarifi ile Böceklerden Kurtulun Böceklerle mücadelede kullanıldıkları ısırgan otu karışımının hazırlanışı hakkında bilgi veren Emre, “Bahçemizde yabani olarak yetişen ısırgan otlarını topluyoruz. 5 litrelik bir kabın içine 1 kilo ısırgan otu koyuyor, üzerini tamamen suyla dolduruyoruz. Bu karışımı yaklaşık 15-20 gün serin ve gölge bir yerde bekletiyoruz. Bu sürede çürüyen ısırganlar doğal bir savunma mekanizmasına dönüşüyor. Turşu haline gelen karışım süzüldükten sonra 1 çay bardağı kadar miktar alınarak 5 litre suya karıştırılıyor. Bu doğal karışım, sebze fidelerinin yapraklarına püskürtülerek uygulanıyor. Böceklerin yapraklara zarar vermesini engelleyen karışım aynı zamanda toprağa da fayda sağlıyor. Zamanla karışım kökten de verilebiliyor.” Şeklinde konuştu. Toprağa ve Bitkiye Zarar Vermiyor Kimyasal ilaçların toprağa ve bitkiye zarar verebildiklerini, ısırgan otu karışımının ise tam tersine fayda sağladığını belirten Merve Tüfekçi Emre, “Bu karışımın en önemli özelliği, doğaya ve canlılara zarar vermemesi. Toprağın yapısını güçlendiriyor, bitkinin köklerini besliyor. Organik tarımda amaç zaten doğayla savaşmak değil, doğayla birlikte üretmek.” ifadelerin kullandı. Kokulu Bitkiler de Böcekleri Uzak Tutuyor Merve Tüfekçi Emre verdiği bilgilere şu sözlerle devam etti: “Isırgan otunun yanında bazı aromatik bitkiler de böcek kovucu etki gösteriyor. Özellikle reyhan, fesleğen ve soğan gibi kokulu bitkilerin domates ve biber fideleri arasına dikilmesi böcekleri uzaklaştırıyor. Biz domates, biber fidelerinin arasına reyhan ve fesleğen dikiyoruz. Onların kokusundan böcekler uzak duruyor. Aynı zamanda bu bitkileri mutfağımızda da kullanıyoruz. Bu yöntem hem doğal, hem de sürdürülebilir. İlacı sebzeye ve toprağa bastığınızda, bu size hastalık ve dert olarak döner. Ne ekersek onu biçeriz. O yüzden doğal olanın, gerçek tohumun ve organik üretimin peşinden gidin. Her şeyin bir yöntemi var.”

30 Haziran 2025 Pazartesi

Şifa Köyü’nde Toprağa Dönüşen Mucize: Kompost

Sebze atıkları, hayvan gübresi ve doğadan gelen otlar… Hepsi yeniden hayata karışıyor. Bütünsel Sağlık Uzmanı ve Şifa Köyü kurucusu Merve Tüfekçi Emre, doğayla uyumlu üretimin sırrını anlattı: “Atık yok, döngü var.”
Bütünsel Sağlık uzmanı ve Şifa Köyü kurucusu Merve Tüfekçi Emre, organik çiftlikte kompost yapımını anlatarak, organik tarımda sürdürülebilirliğin en temel taşlarından biri olan kompost üretiminin inceliklerini anlattı. “Kompost, Organik Tarımın Olmazsa Olmazıdır” Kompostun organik tarımın olmazsa olmazı olduğunu ifade eden Merve Tüfekçi Emre,organik tarımın sadece kimyasal içermeyen ürünler yetiştirmekten ibaret olmadığını vurgulayarak, kompostun bu üretim anlayışının temel taşlarından biri olduğunu belirtti. Emre, “Eğer bir organik çiftlikseniz, permakültür ilkelerine sadıksanız ve sürdürülebilirliğe önem veriyorsanız, sizin için atık diye bir şey yok demektir. Bizim için de öyle.” Dedi. Kendi Gübresini, Tohumunu, Fidesini Üreten Çiftlik Tamamen sertifikalı üretim yaptıklarını belirten Merve Tüfekçi Emre, Şifa Köyü’nde toprağı koruyan, bitki döngüsünü besleyen ve sıfır atık prensibiyle çalışan bir sistemin uygulandığını söyleyerek, “Organik üretim ilkelerine bağlıyız. Toprağı korumaya, üretimi hiçbir atık oluşturmadan gerçekleştirmeye çalışıyoruz. Kendi gübremizi, tohumumuzu ve fidemizi kendimiz üretiyoruz.” Şeklinde konuştu. Sebze Atıkları ve Hayvan Gübresi Komposta Dönüşüyor Tarlada hasat sonrası oluşan sebze atıklarının asla çöpe gitmediğini belirten Emre, bu sebzelerin kompostun yapı taşlarından olduğunu ifade ederek, “Bazı sebzeler çürüyebiliyor, böcekler yemiş olabiliyor. Bunları sofraya ulaştıramayız ama atmayız da. Yenemeyecek kadar kötü olanları ya hayvanlarımıza veriyoruz ya da kompost yapıyoruz. Kompost karışımında organik sebze atıklarının yanı sıra, köyde organik beslenen tavuk ve keçilerin gübresine de yer veriyoruz.” İfadelerini kullandı. İlaçsız Ot Temizliğiyle Doğal Gübre Üretimi Ot temizliği sırasında çıkan yabani otlar da kompostun bir parçası haline geldiğinin altınız çizen Emre, ilaç kullanılmadığı için çıkan ot miktarının fazla olduğunu, bu otların da doğrudan kompost alanında değerlendirildiğini belirtti. Merve Tüfekçi Emre, “Hiçbir şekilde ilaç kullanmadığımız için otlarımızı doğal yöntemlerle temizliyoruz. Bu otları da kompost alanımıza ekliyoruz. Böylece birkaç ay içinde kıvamlı bir gübreye dönüşüyor.” Dedi. Toprağa Can Veren Doğal Güç Oluşan bu doğal gübrenin, toprağın mineral yapısını zenginleştirdiğini ve bitkilerin büyüme dönemlerinde ihtiyaç duyduğu vitamin ve mineralleri sağladığını söyleyen Merve Tüfekçi Emre, bu sürecin doğaya duyarlı üretimde ne kadar değerli olduğuna dikkat çekerek sözlerine şöyle devam etti. “Bu gübre, toprağı ve bitkiyi besliyor. O yüzden biz kompost yapmayı ve kendi döngümüzü kendimiz sağlamayı çok seviyoruz.” Ziyaret ve Deneyim Çağrısı: “Çiftliğimize Gelin” Kompostla ilgili daha fazla bilgi almak isteyen herkese kapılarının açık olduğunu belirten Emre, hem bilgi paylaşımına hem de Şifa Köyü’nü ziyaret etmeye davet ederek, “Komposta dair sorularınız varsa bize yazabilirsiniz. Önerilere açığız. Gelin, çiftliğimizi görün, nasıl tarım yapıyoruz gözlemleyin, deneyimleyin.” Dedi.

3 Haziran 2025 Salı

Damar Tıkanıklığı Artık Yaş Tanımıyor! Gençler de Risk Altında

Modern yaşamın getirdiği yoğun tempo, yanlış beslenme alışkanlıkları ve hareketsizlik, damar sağlığını her geçen gün daha fazla etkiliyor. Kalp krizinden felce kadar pek çok sağlık sorunuyla ilişkilendirilen damar tıkanıklığı, artık yalnızca ileri yaşların değil, genç bireylerin de karşısına çıkabiliyor. Sessizce ilerleyen bu tablo, erken fark edildiğinde önlenebilir ve yönetilebilir bir sağlık sorunu olarak öne çıkıyor.
Damar tıkanıklığının bölgesel belirtilerine dikkat çeken Bezmialem Vakıf Üniversitesi Hastanesi’nden Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Ünal Aydın, “Tıkalı damarlar, vücudun hangi bölgesinde olduğuna bağlı olarak farklı belirtiler verir. En çok kalp (koroner arterler), beyin (karotis ve serebral arterler) ve bacak (periferik arterler) damarlarında tıkanıklık görülür. Kalp damarları tıkandığında; göğüs ağrısı (anjina) meydana gelir. Bu ağrı genellikle göğsün ortasında, baskı veya sıkışma hissi şeklindedir. Eforla artar, dinlenince geçer. Ayrıca hastalar; nefes darlığı, sol kola, çeneye, sırta yayılan ağrı, çarpıntı, soğuk terleme, mide bulantısı veya halsizlik, bayılma hissi gibi belirtiler verir. Bu belirtiler ani ve şiddetli olursa kalp krizi (miyokard enfarktüsü) habercisi olabilir. Beyin damarları tıkandığında ise; ani baş dönmesi, konuşma bozukluğu, yüzün bir tarafında düşme (asimetri), kolda veya bacakta ani güçsüzlük veya uyuşma (tek taraflı), özellikle tek gözde görme kaybı veya bulanıklığı, denge kaybı, yürümede zorluk gibi belirtiler meydana gelir. Bunlar genellikle inme (felç) veya geçici iskemik atak (TIA) belirtisidir. Bacak damarları tıkandığında ise; yürürken baldırda, uylukta veya kalçada kramp tarzı ağrı ve aralıklı topallama görülür. Bacaklarda soğukluk, solukluk, ayaklarda uyuşma, karıncalanma, ayakta veya parmaklarda iyileşmeyen yaralar, tüy dökülmesi, tırnaklarda kalınlaşma gibi belirtiler görülür. İleri evrede ise istirahat halindeyken bile ağrı görülebilir. Bu belirtileri yorgunluk ve halsizlik, özellikle erkeklerde cinsel fonksiyon bozuklukları gibi semptomlar takip edebilir.” Dedi. Belirtilerden bir veya birkaçı varsa bile uzmana görünmekte fayda var. Sıralanan belirtilere mutlaka kulak vermek gerektiğinin altını çizen Prof. Dr. Ünal Aydın, “Özellikle risk faktörü bulunan kişiler; sigara kullananlar, hipertansiyon hastaları, kolesterol yüksekliği olanlar, diyabet hastaları, ailede kalp-damar hastalığı öyküsü olanların mutlaka geciktirmeden uzmana görünmelerinde fayda vardır.” Şeklinde konuştu. Tıkalı damarların açılması için ameliyat şart mı? Tıkalı damarların açılması için her zaman ameliyatın şart olmadığını ifade eden Prof. Dr. Ünal Aydın, “Tıkalı damarların açılması her zaman şart değil. Eğer kişinin yan damarları gelişmişse ve o organın dolaşımını sağlıyorsa cerrahi olarak hiçbir şey yapmaya gerek yok. Öte yandan damar tıkalıdır ancak tıkanma yüzdesi yüksek değildir, dolaşımı da normal seviyedeyse bu hastalarda da cerrahi olarak hiçbir şey yapmaya gerek yok. Ancak yine de damarda bir plak oluştuğu için, yüksek risk faktörü grubunda oldukları için ilaç tedavisine mutlaka başlamak lazım. Öte yanda damar tıkandığında ve semptom oluştuğunda, bir işlem gerekliliği olduğunda; kişinin durumu, cerrahın bu olaya yaklaşımı, merkezin olanakları ve de damarın tıkanma seviyesi, tıkanma yüzdesi hatta tıkanma uzunluğuna bağlı olarak cerrahi ya da anjiyografik girişimden tercih edilir. Cerrahide plak çıkarılır, tekrar damar onarılır ya da suni ya da kişinin kendi damarıyla bypass yapılır. Anjioda ise damarlar bazen balonla açılır, bazen stent takılır. Bu da dediğim gibi yerine, uzunluğuna, çapına göre değişen bir durumdur.” İfadelerini kullandı İleri yaş hastalığı değil. Damar tıkanıklığı “ileri yaş hastalığı” gibi görülse de, süreç aslında genç yaşlarda başlıyor. Bu yüzden önlemler ne kadar erken başlarsa, o kadar etkili olur diyen Prof. Dr. Ünal Aydın, kadınlarda ve erkeklerde alınabilecek önlemleri şöyle sıraladı. Erkekler 30, kadınlar 40 yaşından sonra önlem almalı! Erkeklerde 35 yaşından itibaren damar sertliği (ateroskleroz) riski belirginleşmeye başlar. Özellikle sigara içen, yüksek kolesterolü olan, ailesinde kalp hastalığı öyküsü bulunan erkeklerde bu risk 30 yaş altına bile inebilir. Bu nedenle 30 yaşından itibaren düzenli kontroller ve sağlıklı yaşam alışkanlıkları şarttır. Kadınlar ise östrojen hormonu sayesinde menopoz öncesi dönemde damar tıkanıklığına karşı nispeten daha avantajlı durumdalar. Ancak menopoz sonrası yaklaşık 45-55 yaş arası dönemde bu koruyucu etki azalır ve risk erkeklerle eşitlenir, hatta bazı durumlarda geçilebilir. Bu nedenle kadınlarda önlemler 40 yaşından itibaren aktif olarak devreye sokulmalı. Bu grup 20 yaşından itibaren önlem almalı! Ailesinde kalp-damar hastalığı olanlar, obezite, diyabet, hipertansiyon, kolesterol yüksekliği gibi risk faktörleri taşıyanlar, sigara içenler ve hareketsiz yaşam sürenler, 20’li yaşlardan itibaren kalp damar hastalıklarına karşı mutlaka önlem almalı. Damar sağlığını korumak için: Sağlıklı ve Dengeli Beslenin Trans yağlardan, margarinlerden, işlenmiş gıdalardan uzak durun. Sebze, meyve, tam tahıllar, baklagiller, zeytinyağı, balık gibi doğal ve antioksidan açısından zengin besinleri tercih din. Tuz ve şeker tüketimini azaltın. Kızartmalardan kaçınıp, haşlama, buharda veya fırında pişirme yöntemlerini kullanın. Düzenli Egzersiz Yapın Haftada en az 150 dakika orta tempolu yürüyüş (günde 30 dakika, haftada 5 gün) önerilir. Egzersiz, damarların esnekliğini artırır, kan akışını düzenler ve iyi kolesterolü yükseltir. Sigara ve Tütün Ürünlerinden Uzak Durun Sigara, damarları daraltır, pıhtılaşmayı artırır ve tıkanıklığa zemin hazırlar. Pasif içicilik bile damar sağlığını etkiler. Stresi Azaltın ve Uyku Düzenine Dikkat Edin Sürekli stres, damarların yapısını bozar. Gevşeme teknikleri, meditasyon, doğa yürüyüşleri ve yeterli uyku (6-8 saat) damar sağlığına olumlu katkı sağlar. Kan Değerlerini Kontrol Ettirin Kolesterol, trigliserit, kan şekeri ve tansiyon düzenli olarak ölçtürün. Yüksek tansiyon ve diyabet kontrol altına alınmazsa damar yapısını bozabilir, bu yüzden mutlaka kontrol altına alın. İdeal Kilonuzu Koruyun Aşırı kilo, damarların iç yüzeyini zedeler, kalbi zorlar. Özellikle bel çevresi yağlanması risk faktörüdür.

6 Mayıs 2025 Salı

Aşırı Terleme Ergenleri de Etkiliyor: Cerrahi Tedavi Çözüm Olabilir mi?

Ellerde, yüz bölgesinde ve koltuk altlarında görülen aşırı terleme yalnızca yetişkinleri değil, ergenlik çağındaki bireyleri de etkiliyor. Uzmanlara göre bu durum, özellikle genç yaş grubunda özgüveni zedelerken, sosyal hayata katılımı da ciddi şekilde sınırlayabiliyor.
Vücut ısısını dengeleme amacıyla gerçekleşen terleme, bazı bireylerde aşırı seviyelere ulaşabiliyor. "Hiperhidrozis" olarak adlandırılan bu durum, özellikle yaz aylarında yaşam konforunu oldukça azaltıyor. Ellerde, koltuk altlarında ve yüzde meydana gelen yoğun terleme, sosyal ilişkileri sekteye uğratabiliyor. Göğüs Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Özkan Demirhan, bu tür vakalarda cerrahi müdahaleyle başarılı sonuçlar elde ettiklerini belirtti. Aşırı terlemenin yalnızca erişkinlere özgü bir problem olmadığını vurgulayan Prof. Dr. Demirhan, "Ergenlik çağında görülen hiperhidrozis, bireyin okul başarısından sosyal ilişkilerine kadar birçok alanı olumsuz etkileyebilir. Ellerdeki terleme o kadar yoğundur ki yazılı sınav kağıtlarını ıslatabilir, çocuklar el sıkışmaktan kaçınır, ellerini ceplerinde tutarak gizlemeye çalışırlar. Bu durum, ruhsal olarak yıpratıcı olabilir. Ergenlikte ortaya çıkan terleme, genellikle koltuk altı ve ellerde yoğunlaşır. El terlemesi doğumdan kısa süre sonra, koltuk altı terlemesi ise çoğunlukla ergenlik sonrası başlar. Bu nedenle belirtilerin ciddiye alınması ve uygun tedavi planlamalarının yapılması gerekir.” Dedi. Cerrahi Müdahale Ne Zaman Gündeme Geliyor? Cerrahi yöntemin kalıcı çözüm olabileceğini belirten Prof. Dr. Demirhan, “Cerrahi tedavi, genellikle 14 yaş üzeri bireylerde tercih ediliyor. Ancak bazı özel durumlarda daha erken yaşlarda da değerlendirilebiliyor. Bu karar ise vaka bazında, kişiye özel olarak veriliyor. Bu yöntemle el, koltuk altı ve yüzdeki terlemeyi büyük ölçüde ortadan kaldırıyoruz” dedi. Tedavi Öncesi Detaylı Değerlendirme Şart Aşırı terleme her zaman bir hastalığın belirtisi olmadığını ancak altta yatan nedenlerin değerlendirilmesi gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Demirhan, “Hastaların öncelikle endokrinoloji uzmanı tarafından muayene edilmesi, tiroid fonksiyonlarının ve bazı metabolik değerlerin incelenmesi önemli. Tiroid bezinin fazla çalışması da terlemeyi artırabilir. Bu nedenle multidisipliner bir yaklaşım şart” ifadelerini kullandı. Ameliyat Kalıcı Ama Herkes İçin Uygun Değil Aşırı terleme tedavisinde kremlerden botoksa kadar pek çok yöntem bulunuyor. Ancak bu çözümler genellikle geçici. Kalıcı çözüm isteyenler için cerrahi bir seçenek olarak öne çıkıyor. Operasyon, göğüs kafesinin içinden geçen sempatik sinirlerin küçük kesilerle iptal edilmesi prensibine dayanıyor. Ancak cerrahi girişimin de bazı riskleri bulunuyor. "Operasyon deneyimli bir ekip tarafından yapılmalı, çünkü göz sinirleri gibi hayati alanlara yakın bölgelerde çalışıyoruz. Yanlış bir müdahale göz kapağı düşüklüğü gibi komplikasyonlara yol açabilir" diyen Prof. Dr. Demirhan, operasyon sonrası nadiren de olsa başka vücut bölgelerinde terleme artışı (kompansatuar terleme) yaşanabileceğini vurguladı.

5 Mayıs 2025 Pazartesi

Cihan Kılıç Aydın: "Çeviri Sektörüne Oda Şart”

Eylül Çeviri ve Çeviri Sepeti kurucusu Cihan Kılıç Aydın, çeviri sektörünün karşılaştığı yapısal sorunlara dikkat çekerek önemli açıklamalarda bulundu. Sektörün, diğer meslek kuruluşlarında olduğu gibi bir oda yapılanmasına sahip olması gerektiğini vurgulayan Aydın, mevcut derneklerin yeterli düzeyde olmadığını ve akredite edilmediğini ifade etti.
Aydın, çeviri büroları ve tercümanların da tıpkı muhasebeciler veya mimarlar gibi kayıtlı ve standartları belirlenmiş bir meslek odasına bağlı olması gerektiğini söyledi. "Bizler de vergi ödeyen, kayıt altında çalışan kuruluşlarız. Ancak bünyemizde çalışan tercümanların çoğu serbest meslek makbuzuna sahip değil. Bir odamız olmadığı için ciddi problemler yaşıyoruz," dedi. Mevcut sistemin 1920'li yıllardan kalma yasalarla yönetildiğine dikkat çeken Aydın, "Adalet Bakanlığı nezdinde yapılacak sınavlarla ve ÖSYM gibi kurumlarla süreç yönetilmeli. Nasıl doktorlar TUS sınavı sonrası belge alıyor, avukatlar staj sonrası yetkilendiriliyorsa, bizler de meslek odası çatısı altında benzer bir sistem kurmalıyız," diye konuştu. Çeviri Sektörünün Ülke Ekonomisine Katkısı Büyük Çeviri sektörünün ülke ekonomisine önemli katkı sağladığını belirten Aydın, bu katkının yaklaşık yüzde 4 seviyesinde olduğunu dile getirdi. "Bu oran azımsanacak bir rakam değil. Türkiye hizmet sektörüyle öne çıkan bir ülke ve çeviri; sağlık turizminden tekstile, mühendislikten ticarete kadar birçok alanda vazgeçilmez bir hizmet," ifadelerini kullandı. Sektörün önemine vurgu yapan Cihan Kılıç Aydın, "Dil olmazsa olmazımız. Bir gün herkesin işi çeviriye düşer," diyerek çevirinin hayatın her alanında kritik bir rol üstlendiğini hatırlattı. Tercümanlık Karlı Bir Meslek mi? Tercümanlık mesleğinin kârlılığına da değinen Aydın, "Dil tarih boyunca kârlı bir alan olmuştur ve olmaya devam edecektir," dedi. Ancak kazancın beklentilere göre değiştiğini ifade ederek, "Standardın üzerinde kazanç hedefleyenler için, kaliteli bir çeviri yapılabiliyorsa, tercümanlık kesinlikle kârlı bir iş kolu," değerlendirmesinde bulundu.