newspecial news
8 Temmuz 2025 Salı
Organik Tarımda Böceklere Karşı Doğal Çözüm: Isırgan Otu Turşusu
Organik tarımda doğayla dost üretim yöntemleri her geçen gün daha fazla ilgi görüyor. Kimyasal ilaçlar yerine geleneksel ve doğal çözümlerle sebze ve meyve yetiştiren üreticiler, doğayı korurken sağlıklı besinler de sunuyor. Şifa Köyü kurucusu Merve Tüfekçi Emre, ısırgan otundan elde ettikleri doğal böcek savar formülünü anlattı.
Doğayla uyumlu bu yöntemin yıllardır başarıyla kullanıldığını belirten Merve Tüfekçi Emre, “Gerçekten organik tarımda her an tetikte olmanız gerekiyor, çünkü böcekler ansızın saldırabiliyor” dedi.
Doğal Turşu Tarifi ile Böceklerden Kurtulun
Böceklerle mücadelede kullanıldıkları ısırgan otu karışımının hazırlanışı hakkında bilgi veren Emre, “Bahçemizde yabani olarak yetişen ısırgan otlarını topluyoruz. 5 litrelik bir kabın içine 1 kilo ısırgan otu koyuyor, üzerini tamamen suyla dolduruyoruz. Bu karışımı yaklaşık 15-20 gün serin ve gölge bir yerde bekletiyoruz. Bu sürede çürüyen ısırganlar doğal bir savunma mekanizmasına dönüşüyor. Turşu haline gelen karışım süzüldükten sonra 1 çay bardağı kadar miktar alınarak 5 litre suya karıştırılıyor. Bu doğal karışım, sebze fidelerinin yapraklarına püskürtülerek uygulanıyor. Böceklerin yapraklara zarar vermesini engelleyen karışım aynı zamanda toprağa da fayda sağlıyor. Zamanla karışım kökten de verilebiliyor.” Şeklinde konuştu.
Toprağa ve Bitkiye Zarar Vermiyor
Kimyasal ilaçların toprağa ve bitkiye zarar verebildiklerini, ısırgan otu karışımının ise tam tersine fayda sağladığını belirten Merve Tüfekçi Emre, “Bu karışımın en önemli özelliği, doğaya ve canlılara zarar vermemesi. Toprağın yapısını güçlendiriyor, bitkinin köklerini besliyor. Organik tarımda amaç zaten doğayla savaşmak değil, doğayla birlikte üretmek.” ifadelerin kullandı.
Kokulu Bitkiler de Böcekleri Uzak Tutuyor
Merve Tüfekçi Emre verdiği bilgilere şu sözlerle devam etti:
“Isırgan otunun yanında bazı aromatik bitkiler de böcek kovucu etki gösteriyor. Özellikle reyhan, fesleğen ve soğan gibi kokulu bitkilerin domates ve biber fideleri arasına dikilmesi böcekleri uzaklaştırıyor.
Biz domates, biber fidelerinin arasına reyhan ve fesleğen dikiyoruz. Onların kokusundan böcekler uzak duruyor. Aynı zamanda bu bitkileri mutfağımızda da kullanıyoruz. Bu yöntem hem doğal, hem de sürdürülebilir.
İlacı sebzeye ve toprağa bastığınızda, bu size hastalık ve dert olarak döner. Ne ekersek onu biçeriz. O yüzden doğal olanın, gerçek tohumun ve organik üretimin peşinden gidin. Her şeyin bir yöntemi var.”
30 Haziran 2025 Pazartesi
Şifa Köyü’nde Toprağa Dönüşen Mucize: Kompost
Sebze atıkları, hayvan gübresi ve doğadan gelen otlar… Hepsi yeniden hayata karışıyor. Bütünsel Sağlık Uzmanı ve Şifa Köyü kurucusu Merve Tüfekçi Emre, doğayla uyumlu üretimin sırrını anlattı: “Atık yok, döngü var.”
Bütünsel Sağlık uzmanı ve Şifa Köyü kurucusu Merve Tüfekçi Emre, organik çiftlikte kompost yapımını anlatarak, organik tarımda sürdürülebilirliğin en temel taşlarından biri olan kompost üretiminin inceliklerini anlattı.
“Kompost, Organik Tarımın Olmazsa Olmazıdır”
Kompostun organik tarımın olmazsa olmazı olduğunu ifade eden Merve Tüfekçi Emre,organik tarımın sadece kimyasal içermeyen ürünler yetiştirmekten ibaret olmadığını vurgulayarak, kompostun bu üretim anlayışının temel taşlarından biri olduğunu belirtti. Emre, “Eğer bir organik çiftlikseniz, permakültür ilkelerine sadıksanız ve sürdürülebilirliğe önem veriyorsanız, sizin için atık diye bir şey yok demektir. Bizim için de öyle.” Dedi.
Kendi Gübresini, Tohumunu, Fidesini Üreten Çiftlik
Tamamen sertifikalı üretim yaptıklarını belirten Merve Tüfekçi Emre, Şifa Köyü’nde toprağı koruyan, bitki döngüsünü besleyen ve sıfır atık prensibiyle çalışan bir sistemin uygulandığını söyleyerek, “Organik üretim ilkelerine bağlıyız. Toprağı korumaya, üretimi hiçbir atık oluşturmadan gerçekleştirmeye çalışıyoruz. Kendi gübremizi, tohumumuzu ve fidemizi kendimiz üretiyoruz.” Şeklinde konuştu.
Sebze Atıkları ve Hayvan Gübresi Komposta Dönüşüyor
Tarlada hasat sonrası oluşan sebze atıklarının asla çöpe gitmediğini belirten Emre, bu sebzelerin kompostun yapı taşlarından olduğunu ifade ederek, “Bazı sebzeler çürüyebiliyor, böcekler yemiş olabiliyor. Bunları sofraya ulaştıramayız ama atmayız da. Yenemeyecek kadar kötü olanları ya hayvanlarımıza veriyoruz ya da kompost yapıyoruz. Kompost karışımında organik sebze atıklarının yanı sıra, köyde organik beslenen tavuk ve keçilerin gübresine de yer veriyoruz.” İfadelerini kullandı.
İlaçsız Ot Temizliğiyle Doğal Gübre Üretimi
Ot temizliği sırasında çıkan yabani otlar da kompostun bir parçası haline geldiğinin altınız çizen Emre, ilaç kullanılmadığı için çıkan ot miktarının fazla olduğunu, bu otların da doğrudan kompost alanında değerlendirildiğini belirtti. Merve Tüfekçi Emre, “Hiçbir şekilde ilaç kullanmadığımız için otlarımızı doğal yöntemlerle temizliyoruz. Bu otları da kompost alanımıza ekliyoruz. Böylece birkaç ay içinde kıvamlı bir gübreye dönüşüyor.” Dedi.
Toprağa Can Veren Doğal Güç
Oluşan bu doğal gübrenin, toprağın mineral yapısını zenginleştirdiğini ve bitkilerin büyüme dönemlerinde ihtiyaç duyduğu vitamin ve mineralleri sağladığını söyleyen Merve Tüfekçi Emre, bu sürecin doğaya duyarlı üretimde ne kadar değerli olduğuna dikkat çekerek sözlerine şöyle devam etti.
“Bu gübre, toprağı ve bitkiyi besliyor. O yüzden biz kompost yapmayı ve kendi döngümüzü kendimiz sağlamayı çok seviyoruz.”
Ziyaret ve Deneyim Çağrısı: “Çiftliğimize Gelin”
Kompostla ilgili daha fazla bilgi almak isteyen herkese kapılarının açık olduğunu belirten Emre, hem bilgi paylaşımına hem de Şifa Köyü’nü ziyaret etmeye davet ederek, “Komposta dair sorularınız varsa bize yazabilirsiniz. Önerilere açığız. Gelin, çiftliğimizi görün, nasıl tarım yapıyoruz gözlemleyin, deneyimleyin.” Dedi.
3 Haziran 2025 Salı
Damar Tıkanıklığı Artık Yaş Tanımıyor! Gençler de Risk Altında
Modern yaşamın getirdiği yoğun tempo, yanlış beslenme alışkanlıkları ve hareketsizlik, damar sağlığını her geçen gün daha fazla etkiliyor. Kalp krizinden felce kadar pek çok sağlık sorunuyla ilişkilendirilen damar tıkanıklığı, artık yalnızca ileri yaşların değil, genç bireylerin de karşısına çıkabiliyor. Sessizce ilerleyen bu tablo, erken fark edildiğinde önlenebilir ve yönetilebilir bir sağlık sorunu olarak öne çıkıyor.
Damar tıkanıklığının bölgesel belirtilerine dikkat çeken Bezmialem Vakıf Üniversitesi Hastanesi’nden Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Ünal Aydın, “Tıkalı damarlar, vücudun hangi bölgesinde olduğuna bağlı olarak farklı belirtiler verir. En çok kalp (koroner arterler), beyin (karotis ve serebral arterler) ve bacak (periferik arterler) damarlarında tıkanıklık görülür. Kalp damarları tıkandığında; göğüs ağrısı (anjina) meydana gelir. Bu ağrı genellikle göğsün ortasında, baskı veya sıkışma hissi şeklindedir. Eforla artar, dinlenince geçer. Ayrıca hastalar; nefes darlığı, sol kola, çeneye, sırta yayılan ağrı, çarpıntı, soğuk terleme, mide bulantısı veya halsizlik, bayılma hissi gibi belirtiler verir. Bu belirtiler ani ve şiddetli olursa kalp krizi (miyokard enfarktüsü) habercisi olabilir. Beyin damarları tıkandığında ise; ani baş dönmesi, konuşma bozukluğu, yüzün bir tarafında düşme (asimetri), kolda veya bacakta ani güçsüzlük veya uyuşma (tek taraflı), özellikle tek gözde görme kaybı veya bulanıklığı, denge kaybı, yürümede zorluk gibi belirtiler meydana gelir. Bunlar genellikle inme (felç) veya geçici iskemik atak (TIA) belirtisidir. Bacak damarları tıkandığında ise; yürürken baldırda, uylukta veya kalçada kramp tarzı ağrı ve aralıklı topallama görülür. Bacaklarda soğukluk, solukluk, ayaklarda uyuşma, karıncalanma, ayakta veya parmaklarda iyileşmeyen yaralar, tüy dökülmesi, tırnaklarda kalınlaşma gibi belirtiler görülür. İleri evrede ise istirahat halindeyken bile ağrı görülebilir. Bu belirtileri yorgunluk ve halsizlik, özellikle erkeklerde cinsel fonksiyon bozuklukları gibi semptomlar takip edebilir.” Dedi.
Belirtilerden bir veya birkaçı varsa bile uzmana görünmekte fayda var.
Sıralanan belirtilere mutlaka kulak vermek gerektiğinin altını çizen Prof. Dr. Ünal Aydın, “Özellikle risk faktörü bulunan kişiler; sigara kullananlar, hipertansiyon hastaları, kolesterol yüksekliği olanlar, diyabet hastaları, ailede kalp-damar hastalığı öyküsü olanların mutlaka geciktirmeden uzmana görünmelerinde fayda vardır.” Şeklinde konuştu.
Tıkalı damarların açılması için ameliyat şart mı?
Tıkalı damarların açılması için her zaman ameliyatın şart olmadığını ifade eden Prof. Dr. Ünal Aydın, “Tıkalı damarların açılması her zaman şart değil. Eğer kişinin yan damarları gelişmişse ve o organın dolaşımını sağlıyorsa cerrahi olarak hiçbir şey yapmaya gerek yok. Öte yandan damar tıkalıdır ancak tıkanma yüzdesi yüksek değildir, dolaşımı da normal seviyedeyse bu hastalarda da cerrahi olarak hiçbir şey yapmaya gerek yok. Ancak yine de damarda bir plak oluştuğu için, yüksek risk faktörü grubunda oldukları için ilaç tedavisine mutlaka başlamak lazım. Öte yanda damar tıkandığında ve semptom oluştuğunda, bir işlem gerekliliği olduğunda; kişinin durumu, cerrahın bu olaya yaklaşımı, merkezin olanakları ve de damarın tıkanma seviyesi, tıkanma yüzdesi hatta tıkanma uzunluğuna bağlı olarak cerrahi ya da anjiyografik girişimden tercih edilir. Cerrahide plak çıkarılır, tekrar damar onarılır ya da suni ya da kişinin kendi damarıyla bypass yapılır. Anjioda ise damarlar bazen balonla açılır, bazen stent takılır. Bu da dediğim gibi yerine, uzunluğuna, çapına göre değişen bir durumdur.” İfadelerini kullandı
İleri yaş hastalığı değil.
Damar tıkanıklığı “ileri yaş hastalığı” gibi görülse de, süreç aslında genç yaşlarda başlıyor. Bu yüzden önlemler ne kadar erken başlarsa, o kadar etkili olur diyen Prof. Dr. Ünal Aydın, kadınlarda ve erkeklerde alınabilecek önlemleri şöyle sıraladı.
Erkekler 30, kadınlar 40 yaşından sonra önlem almalı!
Erkeklerde 35 yaşından itibaren damar sertliği (ateroskleroz) riski belirginleşmeye başlar. Özellikle sigara içen, yüksek kolesterolü olan, ailesinde kalp hastalığı öyküsü bulunan erkeklerde bu risk 30 yaş altına bile inebilir. Bu nedenle 30 yaşından itibaren düzenli kontroller ve sağlıklı yaşam alışkanlıkları şarttır.
Kadınlar ise östrojen hormonu sayesinde menopoz öncesi dönemde damar tıkanıklığına karşı nispeten daha avantajlı durumdalar. Ancak menopoz sonrası yaklaşık 45-55 yaş arası dönemde bu koruyucu etki azalır ve risk erkeklerle eşitlenir, hatta bazı durumlarda geçilebilir. Bu nedenle kadınlarda önlemler 40 yaşından itibaren aktif olarak devreye sokulmalı.
Bu grup 20 yaşından itibaren önlem almalı!
Ailesinde kalp-damar hastalığı olanlar, obezite, diyabet, hipertansiyon, kolesterol yüksekliği gibi risk faktörleri taşıyanlar, sigara içenler ve hareketsiz yaşam sürenler, 20’li yaşlardan itibaren kalp damar hastalıklarına karşı mutlaka önlem almalı.
Damar sağlığını korumak için:
Sağlıklı ve Dengeli Beslenin
Trans yağlardan, margarinlerden, işlenmiş gıdalardan uzak durun.
Sebze, meyve, tam tahıllar, baklagiller, zeytinyağı, balık gibi doğal ve antioksidan açısından zengin besinleri tercih din.
Tuz ve şeker tüketimini azaltın.
Kızartmalardan kaçınıp, haşlama, buharda veya fırında pişirme yöntemlerini kullanın.
Düzenli Egzersiz Yapın
Haftada en az 150 dakika orta tempolu yürüyüş (günde 30 dakika, haftada 5 gün) önerilir.
Egzersiz, damarların esnekliğini artırır, kan akışını düzenler ve iyi kolesterolü yükseltir.
Sigara ve Tütün Ürünlerinden Uzak Durun
Sigara, damarları daraltır, pıhtılaşmayı artırır ve tıkanıklığa zemin hazırlar. Pasif içicilik bile damar sağlığını etkiler.
Stresi Azaltın ve Uyku Düzenine Dikkat Edin
Sürekli stres, damarların yapısını bozar. Gevşeme teknikleri, meditasyon, doğa yürüyüşleri ve yeterli uyku (6-8 saat) damar sağlığına olumlu katkı sağlar.
Kan Değerlerini Kontrol Ettirin
Kolesterol, trigliserit, kan şekeri ve tansiyon düzenli olarak ölçtürün.
Yüksek tansiyon ve diyabet kontrol altına alınmazsa damar yapısını bozabilir, bu yüzden mutlaka kontrol altına alın.
İdeal Kilonuzu Koruyun
Aşırı kilo, damarların iç yüzeyini zedeler, kalbi zorlar.
Özellikle bel çevresi yağlanması risk faktörüdür.
6 Mayıs 2025 Salı
Aşırı Terleme Ergenleri de Etkiliyor: Cerrahi Tedavi Çözüm Olabilir mi?
Ellerde, yüz bölgesinde ve koltuk altlarında görülen aşırı terleme yalnızca yetişkinleri değil, ergenlik çağındaki bireyleri de etkiliyor. Uzmanlara göre bu durum, özellikle genç yaş grubunda özgüveni zedelerken, sosyal hayata katılımı da ciddi şekilde sınırlayabiliyor.
Vücut ısısını dengeleme amacıyla gerçekleşen terleme, bazı bireylerde aşırı seviyelere ulaşabiliyor. "Hiperhidrozis" olarak adlandırılan bu durum, özellikle yaz aylarında yaşam konforunu oldukça azaltıyor. Ellerde, koltuk altlarında ve yüzde meydana gelen yoğun terleme, sosyal ilişkileri sekteye uğratabiliyor. Göğüs Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Özkan Demirhan, bu tür vakalarda cerrahi müdahaleyle başarılı sonuçlar elde ettiklerini belirtti. Aşırı terlemenin yalnızca erişkinlere özgü bir problem olmadığını vurgulayan Prof. Dr. Demirhan, "Ergenlik çağında görülen hiperhidrozis, bireyin okul başarısından sosyal ilişkilerine kadar birçok alanı olumsuz etkileyebilir. Ellerdeki terleme o kadar yoğundur ki yazılı sınav kağıtlarını ıslatabilir, çocuklar el sıkışmaktan kaçınır, ellerini ceplerinde tutarak gizlemeye çalışırlar. Bu durum, ruhsal olarak yıpratıcı olabilir. Ergenlikte ortaya çıkan terleme, genellikle koltuk altı ve ellerde yoğunlaşır. El terlemesi doğumdan kısa süre sonra, koltuk altı terlemesi ise çoğunlukla ergenlik sonrası başlar. Bu nedenle belirtilerin ciddiye alınması ve uygun tedavi planlamalarının yapılması gerekir.” Dedi.
Cerrahi Müdahale Ne Zaman Gündeme Geliyor?
Cerrahi yöntemin kalıcı çözüm olabileceğini belirten Prof. Dr. Demirhan, “Cerrahi tedavi, genellikle 14 yaş üzeri bireylerde tercih ediliyor. Ancak bazı özel durumlarda daha erken yaşlarda da değerlendirilebiliyor. Bu karar ise vaka bazında, kişiye özel olarak veriliyor. Bu yöntemle el, koltuk altı ve yüzdeki terlemeyi büyük ölçüde ortadan kaldırıyoruz” dedi.
Tedavi Öncesi Detaylı Değerlendirme Şart
Aşırı terleme her zaman bir hastalığın belirtisi olmadığını ancak altta yatan nedenlerin değerlendirilmesi gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Demirhan, “Hastaların öncelikle endokrinoloji uzmanı tarafından muayene edilmesi, tiroid fonksiyonlarının ve bazı metabolik değerlerin incelenmesi önemli. Tiroid bezinin fazla çalışması da terlemeyi artırabilir. Bu nedenle multidisipliner bir yaklaşım şart” ifadelerini kullandı.
Ameliyat Kalıcı Ama Herkes İçin Uygun Değil
Aşırı terleme tedavisinde kremlerden botoksa kadar pek çok yöntem bulunuyor. Ancak bu çözümler genellikle geçici. Kalıcı çözüm isteyenler için cerrahi bir seçenek olarak öne çıkıyor. Operasyon, göğüs kafesinin içinden geçen sempatik sinirlerin küçük kesilerle iptal edilmesi prensibine dayanıyor.
Ancak cerrahi girişimin de bazı riskleri bulunuyor. "Operasyon deneyimli bir ekip tarafından yapılmalı, çünkü göz sinirleri gibi hayati alanlara yakın bölgelerde çalışıyoruz. Yanlış bir müdahale göz kapağı düşüklüğü gibi komplikasyonlara yol açabilir" diyen Prof. Dr. Demirhan, operasyon sonrası nadiren de olsa başka vücut bölgelerinde terleme artışı (kompansatuar terleme) yaşanabileceğini vurguladı.
5 Mayıs 2025 Pazartesi
Cihan Kılıç Aydın: "Çeviri Sektörüne Oda Şart”
Eylül Çeviri ve Çeviri Sepeti kurucusu Cihan Kılıç Aydın, çeviri sektörünün karşılaştığı yapısal sorunlara dikkat çekerek önemli açıklamalarda bulundu. Sektörün, diğer meslek kuruluşlarında olduğu gibi bir oda yapılanmasına sahip olması gerektiğini vurgulayan Aydın, mevcut derneklerin yeterli düzeyde olmadığını ve akredite edilmediğini ifade etti.
Aydın, çeviri büroları ve tercümanların da tıpkı muhasebeciler veya mimarlar gibi kayıtlı ve standartları belirlenmiş bir meslek odasına bağlı olması gerektiğini söyledi. "Bizler de vergi ödeyen, kayıt altında çalışan kuruluşlarız. Ancak bünyemizde çalışan tercümanların çoğu serbest meslek makbuzuna sahip değil. Bir odamız olmadığı için ciddi problemler yaşıyoruz," dedi.
Mevcut sistemin 1920'li yıllardan kalma yasalarla yönetildiğine dikkat çeken Aydın, "Adalet Bakanlığı nezdinde yapılacak sınavlarla ve ÖSYM gibi kurumlarla süreç yönetilmeli. Nasıl doktorlar TUS sınavı sonrası belge alıyor, avukatlar staj sonrası yetkilendiriliyorsa, bizler de meslek odası çatısı altında benzer bir sistem kurmalıyız," diye konuştu.
Çeviri Sektörünün Ülke Ekonomisine Katkısı Büyük
Çeviri sektörünün ülke ekonomisine önemli katkı sağladığını belirten Aydın, bu katkının yaklaşık yüzde 4 seviyesinde olduğunu dile getirdi. "Bu oran azımsanacak bir rakam değil. Türkiye hizmet sektörüyle öne çıkan bir ülke ve çeviri; sağlık turizminden tekstile, mühendislikten ticarete kadar birçok alanda vazgeçilmez bir hizmet," ifadelerini kullandı.
Sektörün önemine vurgu yapan Cihan Kılıç Aydın, "Dil olmazsa olmazımız. Bir gün herkesin işi çeviriye düşer," diyerek çevirinin hayatın her alanında kritik bir rol üstlendiğini hatırlattı.
Tercümanlık Karlı Bir Meslek mi?
Tercümanlık mesleğinin kârlılığına da değinen Aydın, "Dil tarih boyunca kârlı bir alan olmuştur ve olmaya devam edecektir," dedi. Ancak kazancın beklentilere göre değiştiğini ifade ederek, "Standardın üzerinde kazanç hedefleyenler için, kaliteli bir çeviri yapılabiliyorsa, tercümanlık kesinlikle kârlı bir iş kolu," değerlendirmesinde bulundu.
2 Aralık 2024 Pazartesi
Robotik Cerrahi ile kalp hastaları daha hızlı iyileşiyor…
Son yıllarda teknolojinin de gelişmesi ile kalp ameliyatlarında uygulanan Robotik Kalp Cerrahisi, çok başarılı sonuçlar veriyor. Yaş sınırı olmaksınız tüm uygun hastalarda uygulanabilen yöntemle, hastalar sosyal yaşamlarına çok hızlı bir şekilde dönüş sağlayabiliyor.
Robotik Kalp Cerrahisinin inceliklerini anlatan Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Ünal Aydın, ”Robotik kalp cerrahisi, robotik enstrümanların cerrah tarafından kontrol edilerek yapılan kalp cerrahisi yöntemidir. Buradaki esas mesele kalbe insan elinin veya enstrümanların girmediği, yalnızca küçük deliklerden robot kollarının girdiği ve bu kolların da cerrah tarafından kontrol edildiği, bu şekilde de ameliyatın yapıldığı bir yöntemdir. Robotu cerrah çeşitli kollar aracılığıyla yönlendirir. Böylece robot kalbin içerisinde yerleştirildiği bölgede, hangi ameliyatın yapılması gerekiyorsa (kapak, kalpteki deliklerin kapatılması, damarların hazırlanması) o işlemi yerine getirir. Robot kolları buna göre uygun şekilde cerrah tarafından yönlendirilerek işlem yapılır. Bu ameliyatın bize getirisi; küçük kesilerden büyük ameliyatların yapılmasıdır. Dolayısıyla kan kaybının, cilt deformasyonunun azaltılması ve hastanın ameliyat sonrası solunum fonksiyonlarının ve yaşam konforunun yükseltilmesi sağlanmaktadır. Bu hedefler doğrultusunda robotik kalp cerrahisi efektif bir şekilde kullanılabilir ve hastalar bu işlemlerden sonra başarılı sonuçlarla normal hayatlarına etkili ve hızlı bir şekilde dönebilir.” dedi.
Robotik kalp cerrahisi sonrası sosyal yaşama dönüş hızlı bir şekilde gerçekleşiyor.
Robotik Kalp Cerrahisinin avantajlarına değinen Prof. Dr. Ünal Aydın, “Robotik Kalp Cerrahisinde kesiler küçük olduğu için ve ana göğüs kemiği kesilmediği için, hastalar normal vücut fonksiyonlarını rahatlıkla yerlerine getirebilmektedirler. Dönme hareketi, ayağa kalkma, yürüme, yatak içerisinde sağa sola dönme, araç kullanma, ayakkabı bağlama gibi faaliyetlerini rahatlıkla yerine getirebilmektedirler. Hatta hastalar yük taşıma konusunda da bir sıkıntı yaşamazlar. Öte yandan hastaların performansları kısa zamanda yerine gelebilmektedir. Bu ameliyatlarda sadece kesilerin küçük olması değil, aynı zamanda küçük kesilerden ötürü kan kaybının az olması, kemik kesisinin olmaması itibariyle de göğüs stabilitesinin, göğüs anatomik pozisyonunun korunmasının çok olumlu etkisi vardır. Dolayısıyla hastalar hem kozmetik açıdan daha verimli bir ameliyat süreci geçiriyorlar hem de performans anlamında yine yüksek kapasiteyle ameliyatı bitirip normal hayatlarına dönebiliyorlar.” şeklinde konuştu.
Robotik kalp cerrahisi hangi ameliyatlarda kullanılabilir?
Prof. Dr. Ünal Aydın Robotik Kalp Cerrahisi ile ilgili verdiği bilgilere şu sözlerle devam etti.
“Robotik yöntemle tüm kapak operasyonları yapılabilir. Kapakların değişimi, kapakların tamiri rahatlıkla yapılabilir ve efektif bir şekilde bu işlemler gerçekleştirilebilir. Bypass ameliyatlarında damarların hazırlanması, gerektiğinde damarların birbirlerine anastomoz edilmesi ve tüm bypass işlemleri gerektiğinde robotla yapılabilir. Kalpteki doğumsal deliklerin kapatılması, aynı zamanda anormal damar yerleşimlerinin bir kısmının yine robotla yapılabilmektedir. Bunun dışında kalp içerisinde yerleşmiş kitleler olduğunda bu kitlelerin çıkarımı da yine robotla etkili bir şekilde yapılabilmektedir. Bu operasyonlar bize geniş bir operasyon spektrumu sunmaktadır. Dediğim gibi, bu spektrum içerisinde de cerrahi ekibin tecrübesi, teknolojik donanım ve hastanın anatomik ve hemodinamik uygunlukları itibariyle değerlendirmeler yapılır. Dolayısıyla uygun hastada işlemler başarılı bir şekilde gerçekleştirilebilir.
Robotik Kalp Ameliyatlarında ameliyat süresi nedir?
Ameliyat süresi aslında standart ameliyat süresi kadardır. Yani ortalama bir ameliyat, anestezi hastayı teslim ettikten sonra sürdüğü gibi, 3 - 4 saat gibi bir sürede bitirilmektedir. Ama çoklu operasyonlar olabilir. Bu çoklu operasyonlarda da süre artabilir. Ama standart ameliyat süresini yine de aşmamaktadır. Fast track protokol yani hastayı hızlı uyandırma ve aktive etme yöntemi de uygulanabilir. Bu yöntem yüksek performanslı hastada başarılı bir ameliyatı takiben ameliyathaneden hiç çıkmadan solunum cihazından ayrılmakta, uyandırılmaktadır. Takiben yoğun bakıma uyanık olarak alınmakta ve 2 – 3’üncü saatte de yürütülmektedir. Dolayısıyla ilk 24 saati beklemeden hasta 5 - 6 saat içerisinde ayakta olabilmektedir. Bu fast track protokolünün uygulanması için hem anestezi doktorunun ve anestezi ekibinin hem de cerrahi ekibinin işbirliği halinde olması gerekmektedir. Bu yöntemle hasta 5 - 6 saat içerisinde yürür hale gelmektedir. Bu protokolün uygulandığı hastalar 2 - 3 gün içerisinde taburcu olma seviyesine gelebilir. Ancak normal konvensiyonel yöntemle ameliyatın birinci günü uyanmış, yine faaliyetleri - fonksiyonları hızlı bir şekilde fizyoterapi aracılığıyla yerine getirilmişse, hasta dördüncü günde de taburcu olabilir.
Robotik Kalp Cerrahisi ileri yaş hastalara da uygulanabilir.
Bu konuda insanın ilk aklına gelen, “Acaba yaş bir sınır mıdır?” sorusu oluyor. İleri yaşlı hastalarda yapılır mı, yapılmaz mı konusunu merak ediyorlar. Robotik Kalp Cerrahisinde yaş bir sınır değildir. Hatta bizim 15 - 14 yaşında hastalarımız olduğu gibi 70 - 80 yaşında hastalarımız da oluyor. Yaş bir sınır değildir. Ama sınır olan bazı şeyler vardır. Eğer doğumsal anomalilerle karşılaşmışsak, anatomik olarak bu anomaliler bizim kollarımızı oraya yerleştirmemize engel oluyorsa ya da ameliyata hiç başlamadan tomografiyle ya da direkt bakış açısıyla ciddi yapışıklıklar görmüşsek, akciğerlerle ilgili problemler görmüşsek, robotik kolları yerleştirmesine göğüs boşluğu izin vermiyorsa bu koşullarda robotik cerrahi yapılmayabilir. Hasta sadece bir ya da iki konu üzerinden değil, bütün olarak değerlendirilir. Robotik kalp cerrahisi ile ilgili parametreler açısından süzgeçten geçirilir ve bu konuda karar verilir. Ama ön yargı olarak yaşın olması, çeşitli kronik hastalıkların olması herhangi bir şekilde robotik kalp cerrahisi için engel değildir. Cerrahi ekip hastayı çok yönlü değerlendirir ve de ona göre kararını verir.
27 Kasım 2024 Çarşamba
Kış aylarında Bronşektazi hastaları daha dikkatli olmalı!
Tekrarlayan soğuk algınlığı, iltihaplı, kanlı ve kötü kokulu balgam, nefes darlığı, çomaklaşmış parmaklar Bronşektazinin başlıca belirtileridir. Uzmanlar kış aylarında Bronşektazi hastalarını daha dikkatli olunması konusunda uyarıyor. Peki hangi önlemleri almak gerekir, koruyucu tedbirler neler? Prof. Dr. Özkan Demirhan anlattı.
Bronşektazinin oluşum nedenlerini anlatan Göğüs Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Özkan Demirhan, “Bronşektazi hava yollarımızın (akciğerlerimize doğru ağaç dalları gibi dallanan solunum sistemimizin) hasar görmesi ve genişlemesi ile oluşan akciğer rahatsızlığıdır. Hasarlı hava yolları, akciğerlerde biriken sekresyonu (mukusu) temizleyemez. Bu durumda bakteriler ve virüs gibi enfeksiyon ajanları bu sekresyonun içinde çoğalır ve akciğerlerimizde daha fazla iltihaplanmaya ve hasara neden olur. İşte bu durumda akciğer içinde genişleyen ve hasar gören yapıya Bronşektazi denir. Bronşektazi, hava yolu hasarının iki aşaması nedeniyle oluşur. İlk aşamada hasar veya instrüksiyon, akciğerleri etkileyen bir enfeksiyon, inflamatuar bozukluk veya başka bir rahatsızlıktan kaynaklanır. Bronşektazili hastaların yaklaşık yüzde 40’ı kadarında ilk nedeni bilmez. Bu inflamasyonu takiben, akciğerlerimize daha fazla hasar veren iltihaplanma ve tekrarlayan enfeksiyonlar geçirme olasılığımız artar ve bundan sonra akciğerimizde bir kısır döngü oluşur.” Dedi.
Bronşektazinin belirtileri nelerdir?
Bronşektazinin belirtilerini sıralayan Demirhan, “Bol miktarda balgam çıkarma ve iltihaplı (İrinli) öksürük. Tekrarlayan akciğer enfeksiyonları ve soğuk algınlığı. Kötü kokulu balgam. Nefes darlığı (dispne). Hırıltı – Kanlı balgam (hemoptizi). Tırnakları kıvrık şişmiş parmak uçları (çomaklaşması). Belirtilerin o kadar kötü olmadığı zaman dilimleri olabilir ve ardından belirtiler kötüleştiği için bir alevlenme yaşayabilir hastalar. Alevlenme belirtileri ise şunlardır: Aşırı yorgunluk (bitkinlik). Ateş, titreme. Artan nefes darlığı. Gece terlemeleri. Küçük çocuklarda gelişme geriliği gibi belilerdir.
Bronşektazinin ilk hasarını başlatan bazı özel nedenler şunlardır: Kistik fibrozis (ABD’de ve batı ülkelerinde en sık neden). Mikobakteriyel enfeksiyonlar, MAC enfeksiyonları veya tüberküloz (TB) gibi (Dünya çapında en sık neden). Romatoid artrit (RA), inflamatuar bağırsak hastalığı (IBD), lupus (SLE) ve Sjögren sendromu gibi otoimmün veya inflamatuar bozukluklar. Hava yollarını tıkayan ve mukus temizliğini engelleyen yabancı cisimler, tümörler veya lenf düğümleri. Bağışıklığı azaltan ve enfeksiyon riskini artıran durumlar (HIV ve hipogamaglobulinemi gibi). Primer siliyer diskinezi. Organ nakli. Nakil ilaçları bağışıklığı azaltır ve enfeksiyon ve bronşektazi riskini artırabilir. Alerjik bronkopulmoner aspergilloz (ABPA), bir mantar türüne karşı alerji. Radyasyondan kaynaklanan fibrozis (veya skar dokusu). Alfa-1 antitripsin eksikliği gibi nedenlerdir.” şeklinde konuştu.
Kış aylarında risk artar!
Bronşektazi hastalarının kış aylarında daha dikkatli olması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Özkan Demirhan, “Bronşektazi hastaları için kış ayları daha dikkatli olunması gereken aylardır. Bu aylarda enfeksiyon riski artar ve soğuk hava solunum yollarını daha fazla etkileyebilir. Kış aylarında grip, nezle gibi viral enfeksiyonlar yaygınlaşır. Bronşektazi hastalarının akciğerlerinde mukus birikimi olduğundan, bu enfeksiyonlar daha kolay gelişebilir ve hastalık ilerleyebilir. Enfeksiyonlar, hastalığın alevlenmesine neden olabilir ve akciğer fonksiyonlarını daha da zayıflatabilir. Soğuk hava solunum yollarını daraltarak bronşlarda spazmlara neden olabilir. Bu da nefes darlığını artırabilir ve hastalığın kontrolünü zorlaştırabilir. Ayrıca, soğuk havanın neden olduğu kuruluk, mukusun daha yapışkan hale gelmesine yol açabilir, bu da balgamın atılmasını zorlaştırır. Bronşektazi hastalarının bağışıklık sistemi genellikle daha hassastır. Kış aylarında bu sistemin enfeksiyonlara karşı direnci azalabilir. Kış aylarında daha fazla kapalı ortamlarda bulunmak, virüs ve bakterilere maruz kalma riskini artırır.” şeklinde konuştu.
Bol sıvı tüketin, soğuk havadan korunun, solunum egzersizi yapın…
Soğuk havalarda bronşektazi hastalarının alması gereken önlemleri sıralayan Prof. Dr. Özkan Demirhan, sözlerine şöyle devam etti.
Koruyucu tedbirler alın
Öncelikle doğumdan itibaren aşılar düzenli ve zamanında yapılmalıdır. (Boğmaca, kızamık gibi önlenebilir hastalıklar için ). Erişkin yaşlarında ise pnömokok ve grip aşılarımızı düzenli yaptırmalıyız. Düzenli check-up yaptırmalıyız. Düzenli egzersiz yapmalıyız ve sağlıklı beslenmeliyiz. Sigara dumanı, buhar, duman ve gazlar gibi akciğerlerinize zarar verebilecek şeylerden uzak durmalıyız.
Bulunduğunuz ortamı nemlendirin.
Evde bir nemlendirici kullanarak hava kuruluğunu önleyebilirsiniz.
Solunum egzersizleri yapın.
Solunum fizyoterapisi, balgamın daha kolay atılmasını sağlar. Günlük nefes açıcı egzersizler yapılabilir.
Bol sıvı tüketin.
Mukusun incelmesine yardımcı olmak için bol miktarda su içmek önemlidir.
Soğuktan korunun.
Dışarı çıkarken atkı ve maske gibi koruyucu kıyafetler kullanın. Ani sıcaklık değişimlerinden kaçının.
Düzenli kontrolleri ihmal etmeyin.
Düzenli kontrolleri aksatmayın ve alevlenme belirtilerinde hemen sağlık uzmanına başvurun.
Bronşektazi nasıl tedavi edilir?
“Bronşektazi maalesef tamamen tedavi edilemez, ancak semptomları tedavi edebilirsiniz. Tedavide temel prensip bronşektazide oluşan sekresyonları yani mukusu temizleyerek enfeksiyonları tedavi etmektir. Hastalığın ciddiyetine bağlı olarak, medikal yani ilaç tedavisi veya akciğer refabilitasyonuna yönelik fizik tedavi önerebilir. Ayrıca sekresyonlarda kurtulmanıza yardımcı olan tıbbi cihazlar da kullanılır.
Bronşektazi altta yatan bir hastalıktan kaynaklanıyorsa, bu durumu tedavi etmek semptomların düzelmesine yardımcı olabilir. Lokal yani yaygın olmayan bir bronşektazi alanı varsa cerrahi kesin çözümdür. Özellikle minimal invazif cerrahi (VATS veya Robotik cerrahi) hastalara uygulamaktayız.”
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)





